İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tam Tane Tahıllı Uno Premium Ailesi ile Tam Beslen Tam Yaşa


UNO Premium ailesi sayesinde Türkiye’de ilk kez bir tam tane tahıllı ekmek portföyü var.
Peki tam tane tahıllı ekmek ne demek?
İster buğday, ister çavdar, yulaf veya başka bir tahıl olsun, tahıl tanesinin tam halde, yani ayrıştırılmadan, doğal haliyle kullanılması demek. Tam tane tahıllı ekmekte tahılın sadece unsu özü değil, ruşeym ve kepek kısımları da kullanılıyor. İşte bu yüzden Tam Tane Tahıllı UNO Premium ekmek, yüksek vitamin, mineral, lif ve hatta protein içeriyor. Kahvaltılarda ve ara öğünlerde tost olarak tüketilebiliyor. Ana öğünlerde et, balık, sebze yemeklerinden salatalara kadar çeşitli lezzetlerin eşlikçisi olabiliyor. Ayrıca özel günlerde enfes tariflerle kanepe çeşitleri hazırlamakta da kullanılabiliyor. Ekmek tüketirken sadece doymak değil, tam anlamıyla beslenmek isteyenlere Tam Tane Tahıllı UNO Premium ekmekleri tavsiye ediyorum.
Daha fazla bilgi almak için videolarını izleyebilir ve Facebook hesaplarını takip edebilirsiniz. Sağlıkla kalın,
https://www.facebook.com/UNOEkmek/
#TamBeslenTamYaşa
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Tarifi oku »

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.
Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.
Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.
Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.
Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.
Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Tarifi oku »

Yeni Nesil Epilasyon Cihazı Exemice

Epilasyon denilince akla gelen klasik yöntemleri bir kenara bırakmanın artık zamanı geldi. MGS Kozmetik tarafından üretilen yeni nesil epilasyon cihazı EXEMICE ezber bozuyor. Peki nedir bu exemice?

soğutmalı üflemeli epilasyonExemice; Alexandrite lazer konforunda yeni nesil bir lazer teknolojisidir. -30 derece soğuk hava üflemeli sistemi ile kılı işlem esnasında yok ederek acısız, kalıcı ve güvenli bir tedavi imkanı sunar. Jelsiz ve jiletsiz bir tedavi sistemine sahip Exemice'nın sınırsız atış garantisi vardır. Kişiye özel değişebilir başlığı sayesinde Exemice için hijyen vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

Exem Ice Nasıl Çalışır?

1) Cilti soğutur.
2) Yapılan atış, bölgedeki kıl kökünü hedef alır.
3) Cilt yüzeyindeki kılları yok edip kökünü tahrip eder.

EXEM ICE Teknolojisi

1) Exem Ice yeni nesil teknolojisi daha etkin enerji üretimini sağlar.
2) Özel tasarım başlık, Üretilen tüm enerjinin kıl köküne ulaşması sağlanır.
3) Uzun çalışmalarda performans kaybetmez.
4) 20 cm dokunmatik ekran ve açıklamalı arayüz sayesinde kullanıcı dostudur

EXEM ICE Güvenliği

Exemice entegre cilt sensörü sayesinde, Parametre seçiminde oluşabilecek hataların önüne geçer. Exemice'nın entegre soguk hava üfleme teknolojisi cildi etkin soğutarak zarar görmesini engeller. Exemice, Cilt sensörü ve soğutma teknolojisi ile konforlu uygulamaları sağlar.

Hızlı Epilasyon Başlığı ile Exem Ice atış tekrar hızı, Güçlü ışık üretimi ve 7,6 cm karelik  atış alanı sayesinde tüm vucut epilasyon süresini 30 dakikaya kadar indirebilmektedir. Bu size daha kısa sürede daha çok uygulama imkanı sunmaktadır.



Detaylı bilgi için: http://www.mgskozmetik.com
Tarifi oku »

Şifalı Sebze Turp

Turp, yüksek besin değeri ve değişik lezzetiyle özellikle salatalarda sıklıkla kullanılan bir sebze. Potasyum, folik asit ve C vitamini yönünden çok zengin olan turp, halk arasında şifalı bir sebze sayılıyor.

Raphanus sativus

Turp (Raphanus sativus), turpgiller familyasından, Güney Asya kökenli bir sebze. Yaprakları değil, yumru şeklindeki kökleri yeniyor. Turbun renk, şekil ve tad açısından değişik birçok çeşidi var. Bu cinslerden bazıları yakıcı hatta acı lezzette olabiliyor. Şekil açısındansa bazıları küçük ve yuvarlak, bazıları daha silindirik ve uçuk renkli.

Turp genellikle küçük boyutlu bir sebze. Beyaz turp bile 15-18 cm'yi geçmiyor. Kış boyunca daha çok kara turp bulunuyor. Kara turp, beyaz etli ve dış görünüşü de oldukça biçimsiz bir kökü andırıyor. Turbun başlıca çeşitleri kara turp, bayır turbu ve kırmızı turp.

SATIN ALIP HAZIRLARKEN


Turp, aşağı yukarı tüm sene boyunca manav tezgahlarından inmez. Satın alırken parlak renkli olan turpları seçin. Turbun yaprakları kolayca solar, bu yüzden de sebzenin tazeliğinin iyi bir göstergesi değildir. Tazeliğinden emin olmak için turbu iki parmağınızın arasında hafifçe sıkın, eğer eti elinize sert ve sıkı geliyorsa, yumuşak ve süngerimsi değilse o zaman taze demektir. Yıkayıp, poşet içine koyarak buzdolabında 4-5 gün saklayabilirsiniz. Hazırlarken turpların tepelerini koparıp, 1 saat soğuk suda bekletin.

SERVİS İÇİN ÖNERİLER


Fransızlar turpları tereyağına batırıp, tuzlayarak yer. Ancak genellikle küçük kırmızı turplar salatalara lezzet katmaları için dilimlenerek, dörde veya ikiye kesilerek hatta bütün halinde kullanılır. Daha iri olan siyah ve beyaz turplar ise genellikle rendelenir. Ayrıca turp, servis tabaklarını süslemek için de gül şekli verilerek kullanılır. Turp, sıcak olarak da sote yapılarak veya kızartılıp, üzerine tereyağı ve krema sosu dökülerek de servis edilir.

JAPON TURBU


Japon turbu veya Latince adıyla "raphanus sativus longipinnatus"un bir diğer adı da "daikon"dur. Asya'nın bazı bölümlerinde çok tüketilen bir sebzedir. Çin ve Japonya'da yüzyıllardır yetiştirilir. Japon turbu da turbun akrabasıdır ama görünüş olarak çok daha dev, beyaz bir havuca benzer. Çıtır çıtır bir dokusu ve bildiğimiz turba oranla daha yumuşak bir tadı vardır. Japon turbu bütün sene boyunca satın alınabilir. Japon turbunu satın alırken temiz ve taze görünenleri seçin. Yumuşak japon turplarının içi süngerimsi ve kuru olabilir. Tepesini koparıp, kabuğunu incecik soyduktan sonra servis yapabilirsiniz. Soğuk ve kuru bir yerde buzdolabı poşetinin içine koyarak saklamak mümkün.
Tarifi oku »

Tropikal Aroma Ananas

Ananas, tropikal iklimlerin bize armağan ettiği bir tat. İlginç görüntüsü ve tadına doyulmaz lezzetiyle ithal ananas, tazesi, konservesi, meyve suyu ve jöleleriyle sofralarımızı süslüyor.


Bizim bildiğimiz ananas meyvesi, Bromeliales (ananasgiller) takımından üç alt grup, 50 cins ve 2 bini aşkın tür içeren bir familyanın üyesidir. Anayurdu Amerika'nın tropik bölgeleri ile Batı Hint Adaları olan ananas, alışılmadık aromasıyla olduğu kadar, ilginç dış görümüyle bildiğimiz meyvelerden ayrılır.

ananasın faydalarıTropik bir meyve olan ananas, sağlık açısından da son derece faydalıdır. Yüksek oranda karbonhidrat, kalsiyum, potasyum, folik asit ve C vitamini içerir. Elbette bu besin değerleri ananasın sofraya getirilişine göre azalıp, artabilir. Konserve ananastaki besin değerleriyle taze ananastaki besin değerleri birbirinin aynı değildir. Konserve ananasın içine yapay şeker konulmuşsa besin değeri düşük olur. Şekersiz ananas suyundaki değerler ananasın tazesiyle aynıdır.

Ananasın selülitlere iyi geldiği son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Ayrıca ananasın, sabahları aç karna 2 dilim yenildikten sonra içilen ılık su ile beraber bağırsakları çalıştırdığı, sindirim sistemine iyi geldiği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir.

Ananasın kabuklarının soyulduktan sonra yüze sürülmesi de cildin yenilenmesi için faydalıdır. Ananas zayıflamak isteyenlerin de tüketebileceği faydalı bir besin kaynağıdır.

Ananas, içerdiği bromelain enzimi sayesinde protein ayrışımı yaparak sindirime yardımcı olur. Bromelain enziminin de kanser önleyici bir bir enzim olduğu yapılan deneyler sonucu ortaya çıkmıştır.




100 gram taze ananasta


Besinler ve Kalori

Kalori 52
Protein 0,4 gram
Karbonhidrat 13,7 gram
Kolesterol 0 gram
Yağ 0,2 gram
Selüloz 0,4 gram

Mineraller

Fosfor 8 mgr
Kalsiyum 17 mgr
Demir 0,5 mgr
Sodyum 1 mgr
Potasyum 146 mgr
Magnezyum (-)

Vitaminler

A vitamini 70 IU
B1 vitamini 0,09 mgr
B2 vitamini 0,03 mgr
B3 vitamini 0,2 mgr
B6 vitamini 0,088 mgr
Folik asit 5,9 mcgr
C vitamini 17 mgr

Tarifi oku »

Davetleriniz İçin Açık Büfe

Evde, otel veya restoranda verilen davetlerde açık büfe, hem pratiktir hem de çok sayıda davetliyi ağırlama olanağı sağlar.

açık büfe servis

Açık büfe zahmetli görünmesine rağmen aslında misafirleri ağırlamanın en pratik yolu. Birçok yiyecek hazırlamak gerektiği halde hepsinden azar azar yapılması, gerçekte açık büfenin zannedildiği kadar zahmetli olmadığını ortaya koyuyor. 

Açık büfede dikkat edilecek noktalar


Açık büfe davetlerde verilecek yemekler davetin şekline göre ayarlanır. Yani eğer bir kokteylden sonra verilen bir büfe daveti ise, o zaman davetlilerin hepsi masalara oturtulmaz. Sadece yaşlılar için birkaç oturma yeri vardır. Bu durumda ayakta yemek yeneceği için bıçak kullanılmayacak yiyecekler seçilmelidir. Kokteyl sırasında zaten pek çok kanape vb. yiyecekler verildiği için büfede sadece salata, ana yemek olarak bir veya iki çeşit sıcak ve garnitürü ile tatlı veya meyve büfesi yeterlidir. 

Ana davet sadece bir büfe daveti ise ve herkes masalara oturuyor, büfeden yemek almak için ayağa kalkıyorsa o halde yemek seçimi istendiği şekilde olabilir. 

Büfe seçimi ise önce soğuk yemeklerden, sonra sıcak yemeklerden oluşan bir büfe (birkaç çeşit ana yemek ve garnitürü bulunur), tatlı ve meyve büfesi şeklinde olur. Ana yemek büfesinde bulunacak yemekleri tercihen et, balık, tavuk gibi üç ayrı çeşitten seçmek daha doğru olur. İki değişik et veya iki değişik tavuk yemeği koymamak gerekir.

Her büfe en çok 100 kişiye servis vermelidir. Bir büfe 100 kişiden fazlasına servis verirse, kuyruklar oluşur ve yemek almak isteyenler çok bekleyebilir. 

Yemek almaya soğuk tarafından başlanmalıdır. Normal şartlarda önce soğuklar alınır, yenilir sonra ana yemekler için tekrar kalkılır. En son olarak ise tatlı veya meyve büfesi için masaya gidilir. 

Açık büfede çok çeşit olduğundan her yemekten bir porsiyon almamak gerekir. Birkaç çeşitten toplam bir porsiyon alınmalıdır. 

Bazı büyük kalabalık davetlerde büfeler çok büyük ve çift taraflı yapılır. Yani büfenin her iki başından sıraya girilip, yemek alınabilir. 

Büfelerin yanlarına tabak, çatal vb. için ayrı bir bölüm ayrılır. Her büfenin (soğuk, sıcak, tatlı) kendine has tabağı, çatalı vb. yanında bulunur ve bittikçe takviye edilir. Bunların yeterli olmasına ve misafirler yemek alırken bitmemesine, biterse takviye edilmesine dikkat etmek gerekir. 

Büfeden yemek alırken eğer büfenin arkasında servis yapacak personel varsa servis yapmayı ona bırakmalı, müdahale edilmemelidir. Ancak personel yok ise misafirler kendileri servis yapar. Bu durumda değişik yemeklerin kaşıklarını birbirlerine karıştırmamaya dikkat edilmelidir. Genellikle her büfede bulunan yiyeceklerin yanlarına servis kaşıkları koyulur. Aynı kaşıkla birden fazla tabaktan yemek alınmaz.  
Tarifi oku »

H3N2 Virüsüne Karşı Mandalina

Turunçgiller familyasından, ufacık, hoş kokulu, güzel renkli, sulu bir meyve mandalina. Üstelik bir sağlık deposu. Bol miktarda içerdiği C vitamini bu soğuk kış günlerinde hastalıklara karşı bir güvence.

mandalina h3n2

Mandalina, turunçgiller veya Latince adıyla Rutaceae familyasının Citrus cinsinden ağaç ve bu ağaçların meyvelerine verilen genel isim. Mandalinanın geçmişi oldukça karanlık ancak yine de anayurdunun Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Mandalina ağaçları, portakal ağaçlarından biraz daha küçük. Ancak mandalina da portakal gibi turunç ağacının aşılanmasıyla elde ediliyor. Yani ikisinin de ana maddeleri turunç.

Mandalina, eski dünya ve Amerika kıtasının astropik bölgelerinde yetişiyor. Soğuğa karşı dayanaklı bir bitki değil. En azından ılıman bir iklim arıyor. Bu yüzden Türkiye'de daha çok Akdeniz bölgesinde ve Ege'nin güney kesimlerinde yetiştiriliyor. Karadeniz ve Marmara bölgelerinde kısıtlı olsa da yetiştirildiği bazı yöreler var. Mandalinanın birçok çeşidi var. Bunlardan birkaçı adi ya da yaygın mandalinalar, satsuma, king ve Akdeniz mandalinası. Özellikle satsuma mandalinası Türkiye'de çok yetiştirilen bir tür. Ülkemizde satsuma dışında klemantin, fremont ve dancy gibi mandalina cinsleri de yetiştiriliyor.

Mandalina taze meyve olarak tüketildiği gibi sıkılarak meyve suyu çıkarılıyor. Ayrıca mandalinadan likör yapımında kullanılan yağ da çıkartılıyor.


Tarifi oku »

Öğrenciler Nasıl Beslenmeli?

Ders çalışırken, çocuklarınız beslenmelerine yeterince özen gösterebiliyorlar mı? Yoksa bir yandan şeker, kuruyemiş atıştırıp, diğer yandan asitli içecekler mi yudumluyor? Enerjilerini arttırmak, zihinlerini kuvvetlendirmek elinizde. Nasıl mı?..

zihinsel yorgunluk

Anneler zaman zaman ders çalışan çocukları için endişe ederler. Uykusuz kalan, sınavlar yüzünden stres altında olan çocuklarına enerji kazandırmak için kah tabaklarına bol kepçe yemek koyar, kah zihinleri açılsın diye fosfor açısından zengin yiyecekler hazırlar. Balığın zihin açtığını herkes bilir. Ancak, beyin hücrelerinin gerekli maddeleri özümlemeleri her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle alınan gıdaların niceliğinden çok niteliği, yani kolaylıkla emilebilmesi önemli. Sınav zamanı öğrenciler, bir gün içinde tüm kitabı çalıştıkları takdirde asla başarılı olamayacaklardır. Derslerini iyi organize eden, bölümler halinde çalışan öğrenci ise fazla yorulmadan sınavında başarı elde edebilir.

Sizin amacınız, ders çalışan çocuğunuza her zaman ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamasını sağlayacak yiyecekler hazırlamak olmalı. Abur cuburdan uzak durması, asitli ve kafeinli içecekleri fazla tüketmemesi konusunda uyarılarınız da çok önemli. Öğünleri atlamadan, doyurucu olduğu kadar besleyici gıdalar alan öğrenciler, son derece sağlıklı yetişeceklerdir.

Beynin Düşmanları


Yatıştırıcı ve uyuşturucu ilaçlar kısa sürede refleksleri zayıflatıp, zihni köreltir. Unutkanlık, dalgınlık ve halsizliğe neden olabilir. Aşırı derecede tüketilen alkol, sinir dokuları üzerinde tahribat yaptığı gibi hücre zarını da zedeleyecektir. Sigara ise beyne zarar verdiği gibi uyku düzenin bozulmasına da sebep olur. Uyku düzensizliğini gidermek için de öğrenciler, zamanla yatıştırıcılar almaya başlayabilirler. Ayrıca nikotin, beyindeki hücreler arsı alışverişi de olumsuz yönde etkiler. Asitli içecekler, şeker, tatlı, sakız, konserve gibi çeşitli yiyeceklerde bulunan kimyasal katkılar, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu , unutkanlık gibi belirtileri olan gıda zehirlenmelerine neden olabilirler.

Gençler Ne Yemeli?


Çok fazla tatlı ve şekere hayır!

Beyin, en iyi şekilde çalışmak için bal, şeker, meyve ve tatlılarda bulunan glikoza ihtiyaç duyar. Çünkü glikoz, sinir hücreleri için gerekli olan enerjiyi sağlar. Ancak yine de uzmanlar, şekerli gıdaları çok fazla tüketmemeleri konusunda öğrencileri uyarıyorlar. Çünkü şeker, tüketilir tüketilmez kana karışır ve kandaki glikoz yoğunluğu artar. Bu da pankreasın insülin salgılamasına neden olur. Sonuç, ani inüsilin artışı ve bunu takip eden zihinsel yorgunluktur.

Tahıla evet!

Ekmek ya da makarna olarak tüketilen tahıllar, beynin temel gıdasıdır. Tahıl hazmedilirken şeker yani glikoz yavaş yavaş kana karışır. Böylelikle ani şeker artışı meydana gelmez. Gençlerin menülerinde her gün mutlaka tahıl bulunmalı. Çünkü tahıl, vücudun enerji sağlayan en önemli yakıtlarından biri kabul ediliyor.

Aşırı yenmemeli

Dengeli beslenmenin, çok yemekle sağlandığına inanan ve kas gücü ile zihinsel gücü birbirine karıştıran bazı anneler, sabah, öğle, ikindi ve akşam yemeklerinde çocuklarını tabaklar dolusu yemek yemeğe zorlarlar. Oysa ders çalışmak, oyun oynamaktan daha az enerji kaybına neden olur. Ders çalışan çocuk saatte 1.5 birim kalori harcar. Oysa parkta dolaşırken ya da oyun oynarken harcayacağı kalori saatte 2.9 birimdir. Yani kas gücü ile zihinsel güç birbirine eşit değildir. 14 yaşındaki normal kilolu bir erkek çocuğun günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori olarak düşünülmelidir.

Hafızayı Güçlendirmek İçin Neler Yapılmalı?


Okul döneminin başlangıcından itibaren dengeli bir beslenme programı izlenmeli. Çünkü kötü beslenme alışkanlıkları ve dengesiz beslenmenin zararlarının telafisi çok kolay değildir. Son anda alınan önlem yeterli olmayabilir. Beyinde varolan fosforun yanı sıra balık, soya gibi yiyeceklerle alınan fosfor zekayı güçlendirir. Ayrıca soya, taze süt, yumurta, meyve suları da beyni güçlendiren minerallere sahiptir.

Sofrada Yapılan Yanlışlar


Bazı gençler okula giderken hazırlanacak vakit bulamadıkları ya da canları istemediği için sabahları kahvaltı yapamıyorlar ya da birkaç lokma ile geçiştiriyorlar. Sonuç, konsantrasyon eksikliği ve isteksizlik. Sabahları bir bardak süt ile geçiştirilen kahvaltı da yeterli olmayacaktır. Yaklaşık 500 kalorilik bir kahvaltı, güne daha zinde başlamasını sağlayacaktır.

Öğle yemeğinden önce veya ikindide yenilen ara öğünler çok doyurucu ve kalorili olmamalı. Meyveli yoğurt, meyve salatası veya meyve suyu en ideal seçenekler.

Öğün saatleri düzenli olmalı. Öğrenci, gelişigüzel saatlerde, mesela çalışırken canı sıkıldığı için yemek yememeli. Yemek aralarında çok tatlı, çikolata gibi gıdalar tüketilmemeli.

Zihin Dostu Yiyecekler


Dengeli ve düzenli olarak beslendiğinizde aldığınız gıdalar, beynin fonksiyonlarını en iyi şekilde yerine getirebilmesi için yeterli olacaktır. İşte beyin fonksiyonlarını canlı tutan faydalı yiyecekler:

Yeşil sebzeler, patates, makarna, ekmek gibi B vitamini açısından da zengin olan gıdalar, sinir sisteminin üzerinde de olumlu etkiye sahip.

Taze balık, fosfor ve asit yağları açısından zengindir. Özellikle somon sardalya ve taze ton balığı.

Yoğurt, minarel ve vitaminler açısından son derece zengindir.

Beyaz et, özellikle de hindi ve tavuk eti sık sık tüketilmeli.

Kolesterol düşürücü etkisi olan ve fosfor içeren soya da son derce faydalı bir besin. Tabi gdo'suz olanını bulabilirseniz.

Ders Çalışma İsteksizliğine Karşı Ne Yapmalı?


Ağır yemekler yenmemeli. Özellikle kızartmadan kaçınmalı. Bu tür gıdalar hazmı zorlaştırır.

Mideyi genişletmekten kaçınmalı. Asitli içecekler tüketilerek mide şişirilmemeli.

Çok soğuk veya ağır yiyecek-içeceklerle mide rahatsız edilmemeli. Abur cubura mutlaka son verilmeli.

Lokmalar iyi ve uzun süre çiğnenmeli. Televizyon seyrederken veya ders çalışırken yemek yemekten kaçınılmalı.

Tarifi oku »

Meyveler Nasıl Kurutulur - Kuru Meyvelerin Faydaları

Kış akşamlarında pilavın yanında sunulan erik hoşafına hiçbirimiz itiraz etmeyiz. Üstelik yazımızı okuyup kuru meyvelerin ne denli faydalı olduğunu gördükten sonra, kuru meyveler ve bunlarla yapılan yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyeceksiniz.
meyve nasıl kurutulur


Ocak, şubat meyvelerin en az olduğu aylardır. Bu dönemlerinde yemek sonunda içilen hoşaf, sofralarımızın vazgeçilmez lezzetlerindendir. Özellikle kuru kayısı ve erikle yapılan, karanfil taneleri ile tatlandırılan hoşafın tadı damaklarda kalır. Üstelik kuru meyveler o denli faydalı ki! Yağıyla cildimizi besleyen, yemeklere lezzet katan ve zihnimizi güçlendiren bademi de kış aylarında her zamankinden fazla tüketiriz. Bu yazımızda "Dengeli Beslenme" başlığı altında kuru meyvelerin ve bademin faydalarına yer veriyoruz.

Kuru Erik


Latince adıyla Prunus domestica olarak tanınan eriğin, ana yurdu Orta Asya. Eriği kurutmak da yine Asya ülkelerinde sıkça görülen bir gelenek. Mürdüm eriğinden kırmızı eriğe kadar pek çok çeşidi bulunan erik, kurutulurken etli kısmının bir bölümünü kabuğunun altında muhafaza ediyor. Evde erik kurutmak için, bir bezle eriklerin üzerindeki tozu silin. İğne ile eriklerin üzerinde delikler açın. Güneş gören bir yere gazete kağıdı yayın. Erikleri gazetenin üzerine yayın. Sabah kurumaya bıraktığınız erikleri, akşam içeri alın. Ertesi sabah diğer yüzlerini güneş alacak şekilde üste getirerek yine bütün gün kurutun. Yüzeyleri pörsüdüğünde meyveler kurumuş demektir. 

Eriklerin daha kısa bir zamanda kurumasını istiyorsanız, bir dakika süreyle kaynar suya batırıp çıkarın. Erikleri bir tepsiye yayın ve 6 saat süreyle 70 derece fırında pişirin. Ancak meyvenin bu yöntemle kurutulması, besin değerinin bir ölçüde kaybolmasına neden olacaktır.

Kuru Eriğin Faydaları


Kuru erik, doğal lifleri sayesinde kabızlığa iyi gelir. Bir avuç eriği geceden ılık suya batırın, sabah aç karnına yiyin.
Hazımsızlık çekiyorsanız erik, hazmı kolaylaştıracaktır.
İçerdiği potasyum ile böbreklerin çalışmasını ve bu yolla zehirli toksinlerin atılmasını sağlar.
Zihinsel olarak çok yorulduğunuz zamanlarda kuru eriğin nimetlerinden yararlanın. İçerdiği mineraller sinir sistemine iyi gelecektir.
Canınız tatlı çektiğinde bir avuç erik, bir dilim pasta kadar sizi doyuracaktır.
Erik, tüm faydalara rağmen, yüksek oranda glukoz içerdiğinden diyabet hastaları için zararlıdır.

Kuru Kayısı


Kayısı çok yönlü bir meyve. Yaz aylarında taze olarak tüketiliyor, marmelatı, reçeli ve meyve suyu yapılıyor. Ayrıca kurusu kış sofralarının en gözde yemişlerinden. M.Ö 4000 yılından bu yana yetiştirildiği sanılan kayısının ana vatanı Çin. Ancak Avruplalıların kayısıyı keşfetmeleri Büyük İskender dönemine rastlıyor.

Latince adı Prunus armeniaca olan kayısının Avrupa'da yetiştirilmeye başlanması ancak 18. yüzyılda gerçekleşiyor.

Kurutacağınız kayısıları yıkayıp iyice kurulayın. Kayısıları ortadan ikiye bölüp içindeki çekirdekleri çıkarın. Hazırladığınız kayısıları güneşte kurutun. Eğer kayısılar çok yumuşak kalırsa uzun süre saklayamazsınız. Eğer çok sertleşirse lezzetini kaybeder. Bu nedenle kuruma süresini iyi ayarlamalısınız. Uzun süre dayanmaları için kuruttuğunuz kayısıları kavanozda, ağzı kapalı olarak saklayın.

Tıpkı erik gibi kayısıyı da fırınlayarak kurutabilirsiniz. Bunun için yıkayıp kuruladıktan sonra ikiye böldüğünüz kayısıları tepsiye dizin. 50 dereceye ayarlanmış fırında 6 saat pişirin. Kurutulurken kayısının rengi kahverengiye döner. Çok açık renkte olan kuru kayısıları satın almamanızı öneriyoruz. Çünkü bunlar doğal yollarla değil, kimyasal metotlarla kurutulmuş demektir. Kuru kayısı satın alır almaz tüketebileceğiniz gibi, 3-4 saat ılık suda yumuşattıktan sonra da yiyebilirsiniz.

Kuru Kayısının Faydaları


Kuru kayısı da tıpkı erik gibi içinde bulunan lifler sayesinde kabızlığı önleyici bir etkiye sahip.
Kuru kayısı çok kısa sürede ihtiyaç duyduğunuz fiziksel enerjiyi sağlar.
İçerdiği betakaroten sayesinde cilt ve gözle ilgili problemlere iyi gelir.
İçerdiği şeker nediyle diyabet hastalarının kayısıdan uzak durması şart.

Badem


Kuzey Afrika ve Batı Asya kökenli olan bademin Latince adı Prunus communis. Uzun süre Akdeniz havzasında sıkışıp kalan badem kültürü Fenikeliler sayesinde tüm Avrupa'ya yayılmış. Ortaçağda tüm Avrupa'ya yayılan bdem yetiştiriciliğinin Amerika kıtasına ulaşması 16. yüzyılı bulmuş.

Tatlı bademlerin yağını kozmetik ürün olarak ilk kullananın Kleopatra olduğu sanılıyor. Her gün düzenli olarak badem yağı kullanan Kleopatra, böylelikle cildinin hem nemli kalmasını sağlamış hem de kırışıklıkları önlemiş. Badem yağı, sadece üst deride kalmayıp cildin derinliklerine de indiği için çok etkileyeci bir kozmetik ürün. Üstelik hindistan cevizi yağı ile karıştırıldığı zaman mükemmel bir güneş yağı görevi görüyor. Ayrıca günde dört kez 2-3 damla kulağa damlatıldığında kulak ağrısına da iyi geliyor. Nane ve lavanta esansı ile karıştırılarak vücuda sürüldüğünde ise sivrisinekleri kovucu bir özellik kazanıyor.

Bademin Faydaları


Badem fiziksel veya zihinsel yorgunluğa birebir. İçerdiği mineraller yorgunluğa iyi geliyor. Yüksek yağ oranı ise enerji veriyor.
Hazım güçlüğü, pankreas rahatsızlığı ve hepatit türlerinde badem kesinlikle yenilmemeli.
Kabuğu bazı insanlar üzerinde alerjik etki yapabilir.
Acı badem içerdiği bileşimlerle zehirleyici bir etki yaratabilir. Bu nedenle acı badem yemekten kaçının.
Tarifi oku »

Bebekte Şişmanlık

Türkiye'de olduğu gibi tüm dünyada da yakın bir zamana kadar şişman bebeğin sağlıklı bebek olduğuna inanılırdı. Ancak son yapılan araştırmalar, bebeklikte şişmanlığın zararlı olduğunu ve şişman bebeklerin çoğu kez şişman yetişkinler olduğunu kanıtlıyor.


Şişman bir bebeğin sağlıklı bebek olmadığı, yapılan son araştırmalarda kanıtlandı. Ancak yine de bu düşünce halk sarasında geçerli sayılıyor. Ve "tosun gibi" bebekler özendiriliyor. Ancak yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki şişman bebekler, genellikle şişman çocuklar, şişman çocuklar ise vücutlarından utanan, depresif, mutsuz ergenler ve sonunda da süper şişman yetişkinler oluyorlar.

bebek beslenmesiYeni doğan bir bebeğin, şişman bir yetişkin olmaması için ona doğduğu andan itibaren, bütün hayat boyunca geçerli olacak doğru beslenme alışkanlıkları kazandırılmalıdır. Bunun için gerekli olan ilk şey çocuğu dinlemeyi öğrenmek. Eğer çocuk size artık yemek yemek istemediğini söylerse bunun anlamı, midesinin dolduğu ve artık yemeye ihtiyacı olmadığıdır. Siz de onu daha fazla yemesi için zorlamayın.

Bebeğinizi yavaş yemek yemeye özendirin. Bu sadece hazımsızlığı önlemez, aynı zamanda bütün hayatı boyunca geçerli doğru yemek alışkanlığı da kazandırır. Çünkü tükürük, besinleri ayrıştırmaya yarayan enzimler içerir. Bunun içinde besinleri çiğnemek, hazım sürecinin en önemli halkasını oluşturur.

Çocuk Ne Zaman Şişman Sayılır ?


Eğer çocuğunuzun boyu kilosundan yüzde 95 daha fazla ise çocuğunuz aşırı şişman sayılır. Eğer ailede anne yada babadan biri veya ikisi aşırı kiloluysa, çocuk da genetik olarak kilo almaya müsait olur. Ancak bu elbette çocuğun hayatı boyunca kilolu olmaya mahkum olduğu anlamına gelmez. Sadece beslenmede biraz daha özen gerektirir.

Ne Yapmalı ?


Çocukları endüstriyel, bol yağlı yiyeceklerden uzak tutmak da denenmesi gereken yollardan biridir. Örneğin ketçap, mayonez, çıtır çerezler, hamburger gibi çocukların çok sevdiği ancak bol kalori içeren besin maddelerinden çocuğu uzak tutmak gerekir. Örneğin kalorisi düşürülmüş dahi olsa, çorba kaşığı başına 16 kalori içeren ketçap, şişman veya şişmanlamaya müsait çocukların yememesi gereken bir besin.





Tarifi oku »

Sarımsak Çayı

Toplum olarak her sene mutlaka bir bitki ve onun türevlerinin peşinden gidiyoruz. Son günlerin modası da zayıflattığına inanılan Sarımsak Çayı.


Dr. Ender Saraç'a göre zayıflamaya yardımcı olan sarımsak çayı. Ünlü isimlerin de kullandığını söylemesi veya söyletilmesi ile bir anda gündeme oturdu. Kullanıcı yorumlarına göre faydaları bulunan sarımsak çayının, 2014 yılının moda hastalığı gribe de iyi geldiği söyleniyor. Madem bu kadar gündemde ve merak ediliyor bize de sarımsak çayının tarifini vermek düşüyor.

sarımsak çayı tarifiMalzemeler


2 diş sarımsak
Zencefil
Limon suyu
Bal
2 su bardağı su



Hazırlanışı


Öncelikle suyu kaynatıyoruz. Kaynamaya başlayınca fındık büyüklüğünde 4 parça zencefili suyun içine katıp, 6 dakika daha kaynatmaya devam ediyoruz. Zencefil kaynarken, 2 diş sarımsağı rendeleyip üzerine ekliyoruz. Bu işlemlerden sonra taze sıkılmış limon suyunu da (1 tatlı kaşığı kadar) ilave ediyoruz. Hafif soğumaya başladığında 2 çay kaşığı balı da ekleyip, süzerek içiyoruz.

Not: Dr. Ender Saraç sarımsak çayı karışımına pul biber de ilave etmiş. Arzu eden deneyebilir.

Sarımsak çayı ne zaman içilir?


Sarımsak çayının sabah, akşam, yarı aç ve yarı tok durumda  içilmesi gerekiyor.


Tarifi oku »

Minyatür Sebzeler - Brüksel Lahanası ve Brokoli

İkisi de aynı familyaya mensup, minyatür sebzeler olan Brüksel lahanası ve Brokoli, bakın bu lezzetli yeşillerle neler yapılıyor..


Brüksel lahanası yani latince adıyla Brassica oleracea, adını 13. yüzyılda ilk defa yetiştirildiği Brüksel'e borçlu. Ancak Avrupa'da yaygınlaşması 19. yüzyılı buluyor. Bu sebze, minyatürü olduğu lahana gibi Brassica ailesine mensup ve ağustostan itibaren bütün sonbahar ve kış boyunca bulunabiliyor. Brüksel lahanası çiğ olarak kış salatalarında yer alabildiği gibi, her tür etin yanında da güzel görünümüyle garnitür olarak yer alıyor. Hristiyan geleneğine sahip olan ülkelerde, Brüksel lahanası kestaneyle birlikte Noel hindisinin yanında servis ediliyor. Tereyağında sote edilerek, yumuşatılarak da pişirilebiliyor. Ayrıca haşlanıp, kremayla püre yapılarak da yeniyor ve çorbalara katılıyor.

brokoli Brokoli, içeriğinde bol miktarda C vitamini ve potasyum olduğundan son derece yaralı bir besin. Brokoli de Brassica ailesinin bir üyesi. Küçük Asya ve Akdeniz kökenli bu sebze ilk kez 16. yüzyılda İtalya'da yetiştirilmeye başlanmış. Brokoli tüm yıl boyunca marketlerden bulunabiliyor. Brokolinin birçok değişik çeşidi var. Bunlardan biri form itibariyle karnabaharı daha çok andıran, ancak çiçekleri yeşil değil mor renge sahip olan "mor brokoli". "İtalyan brokolisi" diye adlandırılan cinsin ise çiçekleri normal brokoliden daha büyük ve geniş. Brokoli alırken dikkat edilmesi gereken nokta, brokolinin çiçek kısmının sıkı ve sapının da kolayca kırılabilecek kadar diri olması. Satın alınan brokoli buzdolabının sebze gözünde 3 gün kadar bozulmadan saklanabiliyor.

Brokoli çiğ olarak, içkinin yanında hazırlayabileceğiniz çeşitli soslarla birlikte yenilebildiği gibi pişmiş olarak da son derece lezzetli bir sebzedir. Brokoliden püre yapılıp çorbalarda kullanılır. Çeşitli otlar, mayonez ve peynir katılmış soslarla da yenilebilir. Brokolinin fazla pişmesini önlemek için küçük bir tencereye saplarından bağlanmış olarak oturtun. Böylelikle brokolinin sapları pişerken, çiçekli kısımları ısıdan daha az etkilenir. Ayrıca brokolinin güzel yeşil rengini kaybetmemesi için fazla haşlamaktan kaçınmak gerekir.
Tarifi oku »

Doğru ve Dengeli Beslenmek İçin Ne Yapmalıyız?

Gün içinde nişasta, protein ve nötr besinleri ayrı ayrı yiyin ve aralarında 4 saat bulunmasına dikkat edin.


Kahvaltıda nişastalı bir yiyecek yediyseniz, gün içinde ana yemeğiniz bol protein içermelidir. Eğer güne protein ile başladıysanız gün içindeki ana yemek nişastalı olmalıdır.

Kavun, karpuz gibi meyveleri yemekten 2 saat önce ya da sonra yiyin. Tatlı meyveler ile nişastalı yiyecekleri birlikte yiyebilirsiniz. Ekşi meyveler ile protein alacaksanız peynir, salam veya çok az yoğurt yiyebilirsiniz.

diyet önerileriAncak tüm meyveler tek başına yenildiğine daha iyi sindirilir. Nişastayı genellikle taze sebzelerden almaya çalışın. Bir öğünde protein grubundan, diğerinde nişastalılar grubundan yiyin. Yani öğlen et yiyorsanız, akşam taze fasulye ya da fırın patates yiyebilirsiniz. Araya nötr besinlerden katmayı unutmayın. Günaşırı balık, et ya da tavuk yemeyi ihmal etmeyin. Porsiyonlarınız yağ oranı düşük olanlardan 100 gram, yağ oranı yüksek olanlardan ise 60 gramı geçmeyecek şekilde ayarlanmalıdır.

Günlük hafif menünüz protein, nişasta ve nötr besin grubundan oluşmalıdır. Bu gruptan en fazla 3 besin tüketmeniz ve günde 10 gramdan fazla sıvı ya da katı yağ almamanız gerekir.

Öğünler arası 4 saatten az olmamalı.


Nişastalı besinler ile bira, proteinli besinler ile şarap tercih edin.

Nötr yiyecekler dediğimiz besinler deyince aklımıza sadece protein içeren besinler gelmemeli, lifli besinleri de bu gruba dahil etmeliyiz. Ispanak, domates, kıvırcık, lahana, susam, fındık, ceviz, peynir, yoğurt severek tüketilen nötr besinler arasındadır. Siz de bunlardan sık sık öğünlerinize katmaya çalışın.

Taze meyve ve sebzeler, et, peynir, fındık, tereyağı ve sıvı yağlar tüketme alışkanlığını kazanın. Hamburger, pizza, tost ve sandviçlerden, cips ve kolalı yiyeceklerden uzak durun.
Tarifi oku »

Rusya Mutfağı

rus yemekleriSoğuk iklimin tüm varlığını hissettirdiği Rus mutfağında bu nedenle sınırlı sayıda sebze kullanılır. Soğuk iklime adapte olan patates, lahana, pancar ve havuç Rus mutfağının başlıca sebzeleridir. Rusya'nın tüm dünyaca bilinen çorbası "Borşç" bu sebzeler kullanılarak hazırlanır. Yazları soğuk Borşç çorbası yapılır. Rusya'da nehirlerin ve göllerin çok olması ve Avrupa'nın en uzun nehri Volga'nın Rusya'da bulunması balıkçılığın gelişmesine sebep olmuştur. Rus mutfağında çok fazla balık yemeği yapılmaktadır. Balıklar tuzlanmış olarak veya fırında sebze ile birlikte hazırlanır.

Chastikovaya havyarı Rusya'nın en popüler balık yemeklerinden biridir. Et olarak en çok dana eti kullanılır. Kıyma fazla kullanılmaz. Kümes hayvanları Rus mutfağında çok kullanılır. İlkbahar festivalinde ve paskalyada kaz dolması, düğünlerde hindi, doğum günlerinde tavuk hazırlanır. Rusya'da beyaz pirinç hemen hemen hiç kullanılmaz. Buna karşın siyah pirinç ve bulgur çok kullanılır. Bu mutfakta baharatın pek fazla yeri yok. Hardal hemen her yemekte yer alır. Turşunun ise ayrı bir yeri vardır. Hatta mutfağın baş tacı denilebilir. Meyve suyu ve nişasta kullanılarak yapılan Rusların kompostosu kisel, elma,armut, vişne veya kayısıdan yapılır. Ülkemizde yetişmeyen brusnika, klyuvka, çernika gibi ekşi meyvelerin de kompostosu hazırlanır.
Tarifi oku »

Singapur Mutfağı


Çin, Malay, İngiliz mutfaklarının karışımı olan Singapur mutfağı, acı, tatlı ve ekşi yemekleriyle ünlü. İlginç malzemeler kullanılarak hazırlanan bu yemekler çok hafif ve vitamin değeri yüksek.

singapur yemekleriAcı-tatlı-ekşi üzerine kurulu olan Singapur mutfağı, Çin, Malay ve İngiliz mutfaklarından oluşuyor. Singapur mutfağı yeni yeni keşfedilmeye başlayan bir mutfak. Yemeklerinin en büyük özelliği çabuk pişirilmesi. Bütün yemekler çok yüksek ateşte ve özel tavalarda hazırlanıyor. En zor pişen yemeklerin pişme süresi bile iki dakikayı aşmıyor. Singapur mutfağında çok çeşitli bitki ve baharatlar kullanılıyor. Baharatlar ile acı, tatlı ve ekşi soslar hazırlanıyor. Singapur yemekleri çok hafif ve vitamin değeri yüksek. Yemekler çok az pişirildiği için vitamin değerleri kaybolmuyor. Az yağ kullanıldığı için de ağır değil. Singapur mutfağında her çeşit meyve ve sebze kullanılıyor. Ayrıca tatlılara da büyük önem veriliyor. Ancak bu tatlılar bizim alışkın olduğumuz gibi yağlı, şerbetli değil, mango, su kestanesi gibi meyvelerle hazırlanmış hafif tatlılar. Singapur mutfağında ekmek yok. Onun yerine pirinç yeniyor.


Tarifi oku »

Lezzetli Soslar

Büyük Fransız Usta Raymond Oliver, "Sos Nedir" sorusuna klasik yaklaşımla yapılan "Sos mutfakta hazırlanan her türlü yiyeceğe eşlik eden sıvı elemandır" tezini redediyor. "Bir rotiye eşlik eden pişme suyu, bir sos sayılmaz" diye adeta isyan ediyor. Hatta bu pişme suyunun ayrıca tuzlanıp, biberlenmesi ya da biberden öte bir takım değişik ot ve baharatlarla tatlandırılmış olmasını bile yeterli saymıyor. "Yemeğin kendi suyuyla, sos aynı işi görseler bile farklı şeylerdir" diye itirazını sürdürüyor.

sos nedirOliver'e göre sosun bariz farkı yemekten bağımsız olarak hazırlanmış olması. Kısacası sos başka, yemek başka! Bu klasik çerçeve içinde sosun görevi, eşlik ettiği yemeğe uyum içinde katkıda bulunmak. Akla gelen ilk yardımcı da, yüzyılların beğenisinden süzülüp gelmiş olan bazı gelenekler. Hamur işlerine fesleğenle tatlandırılmış bir tür domates sosunun yakıştığı, yine geleneğin bize öğrettiği bilgiler içinde. Bu arada modern sos anlayışının giderek değiştiğini belirtelim. Çağdaş mutfak anlayışına göre bazı soslar yemeğe eşlik etmek üzere ayrıca hazırlanmayıp, yemeğin bizzat parçası olabilir. Bu görüşe yakınlık duyanlar, Fransız mutfağında da bir çok çeşidi görülen yahnilerin soslarını örnek gösteriyorlar.

Sosların Sınıflandırılması


Soslar ilk defa 1800'lü yılların başında ünlü Fransız şefi ve pastacısı Careme tarafından sınıflandırılmış. O günden bu yana soslar için değişik sınıflandırma yöntemleri kullanılmakta. Soslar temel olarak "mutfak" ve "servis" açısından olmak üzere iki değişik kategoride sınıflandırılabilir. Bunlardan birincisi, sosların yapımdaki temel sos veya malzemeyi çıkış noktası olarak alır. Profesyonel yemek kitaplarında genellikle bu yöntem kullanılır. Mutfak açısından sosları et suları, dömi glas ve et suyu bazlı soslar, balık sosları, soğuk soslar, yumurta ve tereyağı bazlı soslar, diğer soslar ve dipler olmak üzere 8 kategoriye ayrılır. Aşçılar için daha anlamlı olan sözkonusu sınıflandırma yöntemidir. Ancak olayın bir de servis yanı var. Servis için yapılmış olan sınıflandırma da aşağıdaki gibidir. Servis yönünden soslar üç temel sınıfa ayrılır. Birinci sınıfı oluşturan "sıcak soslar" kendi içlerinde iki ana kategoriye ayrılırlar.

- Kahverengi soslar: Bu sosların temellerini kök sebzeler ve kemikten oluşan esmer sos, dömi glas ve domates sosu oluşturur. Bu üç temel sostan yapılan sayısız kompoze sos bu kategori içinde anılır.

- Beyaz soslar: Bunların temelllerini de "beşamel" ve beşamele balık, et ya da tavuk suyu eklenerek hazırlanan "veluteler" oluşturur.

Sosların ikinci sınıfını "soğuk soslar" meydana getirir. Bunlar da kendi aralarında 3 temel sos bazında ayrışır. Birinci kategoriyi "mayonez", ikincisini "vinegret" bazlı soslar oluşturur. Soğuk sosların üçüncü kategorisi ise "dipler"dir.

Sosların üçüncü sınıfı ise "diğer soslar" diye adlandırdığımız değişik ülkelerin farklı sınıfından soslar oluşturur. Tarator, soya bazlı soslar, İngilizlerin nane sosu bunlardan bazılarıdır.
Tarifi oku »

Şarabı Tatmak

Marketlerin rafları yüzlerce çeşit şarapla dolu. Soframızda ise bunların sadece birkaçına yer var. Peki bu şarapları nasıl seçeceğiz? İyilerini nasıl anlayacağız? İşte iyi bir şarabı keşfetmenin, şarabı seçmenin püf noktaları...

"Şarap nasıl içilir? Bir yük arabacısı değil, bir beyzade gibi içilir. Damağını terbiye etmemiş olan bir kimse, ne yemesini, ne de içmesini bilmeyen, degüste etmeyip sadece yutan bir insan demektir. Böylelerinin uygar bir toplum içerisinde yerleri yoktur! Tabiat ananın bizlerden esirgemediği ve cömertlikle emrimize sunduğu sayısız nimetlerden, onların hakiki tatlarını çıkararak istifade edebilmemizin yolunu öğrenmemizin, menfaatimiz icabı olduğunu daima hatırlayalım..."  Tekel'in şarap tadımcılarından Naci Türküstün, 1975'de yazdığı "Degüstatör Yetiştirme Kılavuzu" kitabını bu öfkeli satırlarla bitirmişti. Şarap kültürüne en üst düzeyde sahip bir beyefendi olan Türküstün, "Yük arabacısı gibi" paldır küldür şarap içenlerin her yeri kaplamış olmasından bunalmış olmalıydı.

şarap nasıl seçilirÜstad, duygusal bir patlamayla bizce biraz ileri gitmişti. Tarihinde şarap geleneği olmayan bir millet, şarabı arabacı gibi içmeyip ne yapsındı? Aile babalarının çubuklu pijama giyip balkonda rakı içtiği, lokantalarda şarap adı altında sirke getirildiği bir ülkede, bu millet şarap kültürünü nerden öğrenecekti? O yüzden Naci Türküstün biraz haksızlık ediyordu. Biz ise şaraptan anlamayan ezici çoğunluğu suçlamak yerine, onlara hizmeti ön planda tutuyoruz ve şarabın tadına varmaları, iyi şarapla kötüsü ayırmaları için gerekli bilgileri aşağıda sunuyoruz.

ŞARAP İÇİLMEZ ÇİĞNENİR


Bazı Fransızlar böyle diyorlar ve şarabın yudum yudum tadılarak lezzetine varılması gerektiğini ekliyorlar. Bunun birinci şartı da şarabı doğru kadehlerle içmek. Doğru kadeh, renksiz cam veya kristalden, ağzı yukarı doğru çıktıkça daralan kadeh. Balon biçiminde küçük bir konyak kadehinin, yandan bastırılıp dikey hale getirilmişi gibi bir kadeh yani. Kadehin renksiz olması şarabın rengini algılayabilmek için önemli. Kadehin ağzının dar olması ise, aromanın hemen uçup gitmemesi, haznenin içinde kalıp koklanarak farkedilebilmesi için.

Böyle bir kadehe şarabı doğru ısısında, beyaz veya pembe ise 6-8, kırmızı ise 15 derece civarında koyun. Kadehteki şarap miktarı üçte biri geçmesin. Önce kadehi hafifçe eğerek beyaz bir örtü ya da kağıt üzerinde tutun ve şarabın rengini inceleyin. Şarabınız iyiyse, rengi canlı ve parlak gözükecektir. Genç bir şarapsa berrak olacaktır. Kırmızı şaraplarda kahverengimsi tuğla kırmızısına ve beyazlarda kehribara çalan renkler şarapta eskimişliği gösterir. Ve bu renkleri alacak kadar eskiyen şaraplar, tat olarak da genellikle ömürlerinin sonuna gelmiş, hatta bazen ölmüş şaraplardır. Unutmayın; şarap da içinde faydalı bakterilerin gezindiği bir canlıdır ve gençlik, olgunluk, yaşlılık dönemleri vardır. Şarabın hayat yolunun başındaki "gövdesi"; yapıldığı üzüm çeşidi, üzümün topraktan ve güneşten aldığı özellikler, mayalanma yöntemi gibi etkenlerle şekillenir. Bu yüzden bazı şaraplar 2-3 yılda ölürken, bazıları da olgunluklarına 20 yıl sonra erişirler.

İYİ TADIMCI İYİ BURUN DEMEK


Şarabın renginden sonra ikinci kalite ölçüsü kokusu. Şarabın rengini muayene ettikten sonra, kadehi dairesel hareketlerle biraz sallıyor ve şarabın kadehin iç çeperine iyice sıvanmasını sağlıyorsunuz. Böyle şarap koku veren maddelerini daha bir ortaya çıkarıyor. Ardından kadehi burnunuza yaklaştırarak şarabı kokluyorsunuz. Koku sizi rahatsız eden metalik veya kimyasal bir koku ise ya da sirkeyi çağrıştırıyorsa şarabı hemen döküp bir başka şişeye geçebilirsiniz. Çünkü şarap hiçbir zaman insanı rahatsız etmemeli. Üzümden gelen aromalar dışında itici bir koku taşımamalı. Üçüncü aşama, şarabın yoğunluğuna bakmak. Bunun için de salladığınız şarabın, kadehin çeperinden süzülüşünü, bardağa sıvanışını izliyorsunuz. Şarabın kadeh çeperinden aşağıya doğru yağ gibi incecik süzülürken bıraktığı izlere "şarabın bacağı" deniliyor. Bu bacaklar ne kadar kalın olur ve süzülüşü ne kadar uzun sürerse, şarabın yoğun ve gövdeli olduğu ortaya çıkıyor. Bu da olumlu bir puan...

Nihayet dördüncü aşamada şarabı tatma şerefine erişiyorsunuz. Bunun için şaraptan bir yudum alıp, ağzınızda sakız çiğner gibi gezdiriyor, dilin ve damağın her köşesine yayıyor ve sonra da bir kaba tükürüyorsunuz. Tabii bu günde 30-40 şarap tatması gereken ve ayık kalmak zorunda olan tadımcılar için geçerli. Siz amatör olarak bu yudumu yutabilirsiniz.

Şarap, damağınızdaki gezintisinden sonra geride bir lezzet bırakıyor. İşte bu lezzetin itici, fazla ısırıcı, ekşi ve acı olmaması, metalik veya kimyasal çağrışımlar taşımaması gerekiyor. İyi şarap, şurup gibi olmalı...

Bir şarap bütün bu aşamalardan geçmiş ve son olarak damağınızdan da vize almışsa, onu keyifle yudumlayın. Eğer ideal bir tadım yapmak istiyor, şarabın bütün nüanslarını algılamayı arzuluyorsanız, bunun için profesyonel tadımcıların kurallarını uygulamalısınız. Tadımdan kısa bir süre önce baharatlı veya sarımsaklı bir yemek yememek bunun birinci koşulu. İkincisi ise beyaz tonların ağırlıkta olduğu, aydınlık ve kokusuz bir mekan. Üçüncüsü, tadım sırasında sigara içmemek ve bir şey yememek. Ancak böyle sade bir ortamda yapılan tadım en iyi sonucu verecektir. Eğer birden fazla şarap tadacaksanız, masada biraz su ve ekmek içi bulundurmanızda yarar var. Böylece bir şaraptan diğerine geçerken damağınızı temizleyebilirsiniz.

                                                                                                                         Mehmet Yalçın


Tarifi oku »

Uzakdoğu'da Yemek Felsefedir

uzakdogu yemek felsefesiUzakdoğu ülkelerinde yemek sadece karın doyurmak anlamına gelmiyor. Bir ruh ve felsefesi var. Bu nedenle uzakdoğu yemeklerinin tadına varmak için biraz da ülkelerin kültürüne göz atmak, yemeklerdeki uyumu kavrayabilmek için de kullanılan malzemeler ve pişiriş tarzlarına bakmak gerekiyor. Uzakdoğu fakir halkların yaşadığı bir coğrafya. Genellikle uzakdoğu ülkelerinde yoğun nüfus ve kıt ekili alan göze çarpıyor. Bu yüzden az malzemeyi en iyi şekilde değerlendirmek ön planda. Uzakdoğu ülkelerinde pirinç ve çorbalar beslenmenin temel taşlarını oluşturuyor. Uzakdoğu mutfağında süt ve süt ürünleri hiç kullanılmıyor. Ayrıca tatlılar da çok az. Meyve bazlı, şerbetli kızartmalar ve pudingler yapılıyor. Son derece sağlıklı ve kolesterolsüz bir mutfak olan uzakdoğuda, kızartmalar yiyecekleri uzun süre saklamak için yapılıyor. Buharda haşlama genel olarak kullanılan bir yöntem. Pirinç. balık, et çeşitleri ve sebzeler sağlıklı bir yöntem olan buharla pişiriliyor. Uzakdoğu ülkelerinin zengin mutfaklarında kullanılan malzemelerin çeşidi sonsuz. Dana, domuz, tavuk, ördek, koyun etleri, çeşitli deniz ürünleri kullanılıyor. Bunun dışında tropik iklimlerde sonsuz meyve çeşitleri (hindistan cevizi, mango, topioca..) kökler, her çeşit baharat, şeker, soya fasulyesi, bambu kamışı gibi malzemelerde yemeklerde yer alıyor. Bunun bazı uç örnekleri de var tabi. Kore ve Bangkok'ta kedi ve köpek eti, Japonya'da ise çekirge, denizanası gibi yiyecekler tüketilebiliyor. Ancak bölgesel yemek alışkanlıklarını tüm uzakdoğuya mal etmemek gerekiyor. Dilerseniz Çin, Tayland ve Japonya'yı yani uzakdoğunun 3 büyük mutfağını biraz tanıyalım.

Çin Mutfağı


Çin mutfağı kontrastların dengesi ilkesi üzerine kurulu. Sofrada yemekler kıtırdan yumuşaklara dğru gidiyor. Yemeklerde tuzlu, tatlı, ekşi ve acı dengesi daima gözetiliyor. Balık ya da deniz ürünleri, et, tavuk ana malzemeler olarak öne çıkıyor. Toprakları erozyona uğramış olan ve dünyanın en kalabalık nüfusunu barındıran bu ülkede, malzemeler sonuna kadar değerlendiriliyor. Örneğin Çinli, tavuğu önce biraz haşlayıp, suyunu başka bir yemekte kullanmak üzere alıyor. Kemiklerini öğütüp, tavuk suyu çıkarılırken malzemeye katıyor. Sonuçta daha lezzetli ve koyu bir tavuk suyu elde ediyor. Tavuğun ayaklarından çok makbul bir yemek hazırlıyor. İbik ve yanaklarından bile olağanüstü bir spesiyalite pişiriliyor.

Çin, dünya nüfusunun üçte birini barındıran son derece geniş bir ülke. Bu yüzden de tek bir Çin mutfağından bahsetmek doğru olmaz. Çin'in kuzeyinde ana malzeme buğday. Erişte, mantı türleri ağırlıkta. Yemekler daha çok "wok" adı verilen geniş ağızlı, dibi dar ve yuvarlak tavada pişiyor. Doğuda en önemli tatlandırıcı soya sosu. Güneyde ise pirinç, yemeğin ekmeği durumunda. Batı ve orta Çin'de kurutulmuş balıklarla mantar, yemeklerin vazgeçilmez unsurları. Güney Çin mutfağının ana malzemesi deniz ürünleri. Çin mutfağında baharat, özellikle zencefil önemli yer tutuyor. Güney Çin mutfağı bizim Adana yöresi gibi çok acılı yemekler üretiyor.

Tayland Mutfağı


Tayland da son derece ince yemek kültürüne sahip olan bir ülke. Yemek yemekteki amaç sadece karın doyurup, sadece damak zevkini tatmin etmek değil her duyuyu harekete geçirmek. Bunun için sunuşta özel bir özen, incelik gerektiriyor. Güzelliğe ve inceliğe düşkünlük o derece ki yemek öncesinde bile elleri yıkamak için içinde yasemin çiçekleri yüzen taslar, buz gibi havlular sofraya getiriliyor.

Tayland mutfağında zıtlıkların dengesi unsuru ön planda. Et, meyve gibi malzemeler bir arada kullanılıyor ve malzemeler çok çeşitli pişirme biçimleriyle hazırlanıyor. Zıtlıkların dengesi kavramını biraz çarasak, örneğin çok acı bir yemek , sade bir yemekle, tatlı ekşi karşısında acılı ya da tuzlu, kızartma veya ızgaralar buharda pişen yiyeceklerle, sıvı karşısında katı, yağlının yanında yağsız yiyeceklerle servis yapılıyor. Tayland bakış açısına göre her yemek, yiyeceklerin anası pirincin garnitürü. Pirinç yemek, Taylandlı için yemek yemek anlamına geliyor. Bunun için nerdeyse kutsal olan bu besininin tanesi bile tabakta bırakılıp israf edilmiyor. Tayland'ın özellikle sıcak ve nemli yörelerinde akla gelebilecek her türlü bitki yetişiyor. Yani ananas, soya, manioc, mısır, şeker kamışı, muz, mango, litchi, papaya, limonun yanı sıra başka kıtalara özgü olduğu sanılan çilek ve kahve de üretiliyor.

Tayland mutfağı Portekizli sömürgecilerin etkisiyle Avrupa'dan birçok lezzet almış. Ancak yine de en büyük etkileşim Hindistan ve Çin ile olmuş. Çin'in balık, et ve tatlıları hiç değişikliğe uğramadan Tayland mutfağına girerken, Hindistan'ın da baharat karışımı körileri ve çok acı sosları adapte edilmiş. Ancak Tayland'ın özelliği acıyı dengeleyebilmek için hindistan cevizi  sütünün de kullanılması.

Japonya Mutfağı


Uzakdoğu mutfakları arasında değişik bir konuma sahip olan Japonya, çoğu gurme tarafından gerçek bir mutfak olarak görünmüyor. Japonya mutfağında yağ, kırmızı ve beyaz et hatta sebze ve meyveler pek fazla kullanılmıyor. Bunun nedeni ise Japonya'nın coğrafyasında gizli. Japonya, engebeli bir coğrafyaya sahip ve tarıma hiç elverişli değil. Milli hasılanın yüzde üçü tarımdan sağlanırken, tarımla uğraşanların sayısı yüzde sekizi geçmiyor. Buna karşılık balıkçılık Japonya'da gelişkin bir endüstri halinde. Tüm uzakdoğu ülkelerinde olduğu gibi Japonya'da da pirinç halkın ekmeği. Son derece sade kombinasyonlarla hazırlanan yemeklerde elbette deniz ürünlerinin ağırlığı var. Sadece balık ve karides, istakoz, midye gibi deniz mahsulleri değil, yosun da sevilerek yeniliyor. Japonya'da da tüm uzakdoğu ülkerindeki gibi aşçılara büyük değer veriliyor. En üst ustalık mertebesine ulaşmak ise oldukça büyük emek ve deneyim gerektiriyor. Örneğin Japonların ünlü çiğ balığı suşiyi belli bir ustalık mertebesine ulaşmamış aşçılar hazırlayamıyor. Çünkü suşiyi hazırlamak için 30-40 kiloluk bir balığın ancak 2-3 kilosu kullanılıyor ve doğru parçayı bulmak da büyük bir ustalık gerektiriyor. Ayrıca yine zehirli bir balıktan yapılan yemeği, Japonya'da ancak 3 veya 4 aşçının hazırlama yetkisi var. Zira yanlış pişirilen balık, insanı hemen öldürebilecek bir zehir salgılıyor.
Tarifi oku »

Balık Fileto Nasıl Hazırlanır

Fileto, büyük balıkların etlerinin çeşitli işlemlerle iskeletinden ayrılmasıyla elde edilen parçadır. İşte aşamalarıyla filetonun elde edilişi.


fileto kesimi
Balık Fileto
1. Lüfer gibi büyük balıkların filetosunu çıkarmak için öncelikle -eğer varsa- pullarını bir bıçak yardımıyla temizleyin. Eğer ızgara yapacaksanız, derisinin zedelenmemesine özen gösterin. Çünkü derisi, balığın düdüklü tenceredeki gibi pişmesini sağlar.

2. Daha sonra yine keskin bir bıçakla karnını yararak içini temizleyin.

3. Bu işlemde ilk olarak kulak denilen galsamlarını alın. Alınmazsa balığı buzdolabında uzun süre muhafaza edemezsiniz. Ayrıca soslu pişen balığın lezzetini etkiler.

4. Balığın içini ve dışını tuzlayın. Özellikle balığı buzdolabında 1-2 gün muhafaza etmek zorunda kalırsanız, içini ve dışını çok olmamak şartıyla tuzlamak şart. Çünkü tuz, balığın bünyesindeki su ve kanı dışarı atar. Böylece balığı saklama süresi uzar.

5. Eğer balık yeterince büyük değilse kesinlikle üzerine bıçakla çizikler yapmayın. Balığın suyu kaçar lezzeti de azalır.

6. Keskin bir bıçakla balığı sırtından yarmaya başlayın. Etini kemiğinden dikkatlice ayırın.

7. Balığın etini, iskeletinden ayırırken bir yandan da elinizle tutarak kestiğiniz yerleri ayırın. Bu işlem sırasında balığın etini kesmemeye ve parçalamamaya dikkat etmelisiniz.

8. Balığın kullanmadığınız kısımlarını bir kenara ayırın. Balıkların iskeleti, kafa ve kuyruğunu balık çorbası yapmakta, balık suyu hazırlamakta kullanabilirsiniz. Balık suyu yapmak için balığın bu kısımlarını soğan, kereviz sapı, maydanoz, havuç, karabiber ve tuzla birlikte kaynatabilirsiniz. Bu şekilde hazırladığınız balık suyu yemeklerinize lezzet verir.

9. Çıkarttığınız balık filetosunu eğer kuşbaşı yapacaksanız zedelemeden boyuna ortadan ikiye kesin. Bu işlemi özellikle lüfer pilakinin hazırlanmasında veya balığı şişte pişirecekseniz uygulayabilirsiniz. Kuşbaşı hazırlamak için eğer isterseniz boyuna ikiye kestiğiniz filetonun derisini çok keskin bir bıçakla etinden ayırın.
Tarifi oku »

Türkiye'de Zeytin Kültürü

Yurdumuzda zeytin, özellikle Ege ve Akdeniz yörelerinde bir yaşam biçimi olmuş durumda. Güne zeytinyağına banılan kızarmış ekmek ya da pideyle başlanıyor,
peynirin yanına mutlaka yeşil veya siyah zeytin katık ediliyor. Belki de hiç bir ülkenin mutfak kültüründe bulunmayan zeytinyağlı yemekler, zeytinyağıyla hazırlanmış salatalar, mezeler, balıklar, börekler, tatlılar yeniyor. Anadolu'da yetiştirilen belki de en eski bitkiye duyulan hayranlık, eski çağlarda yurdumuzda yaşamış tüm uygarlıklar gibi bizde de sürüyor.

Zeytinyağı


Türkiye'de üç tür zeytinyağı var. Bunlar asit oranları, kokuları, tatları ve üretim metodlarına göre ayrılıyorlar. En iyi kalite, ekstra saf zeytinyağı sarı yeşil rengi ve olağanüstü zengin aromasıyla diğerlerinden ayrılıyor. Soğuk presle elde ediliyor ve asit oranı %1' i geçmiyor.

türkiye zeytinİkinci ve üçüncü kategoriler de saf zeytinyağları ve asit oranları %4.5 civarı. Asit oranı yüzde sıfırı geçmeyen bir zeytinyağı da elde ediliyor ancak neredeyse renksiz ve tatsız olduğu için genellikle ABD' ye ihraç ediliyor.

Üçüncü cins zeytinyağı "Riveria" diye adlandırılıyor ve daha çok kızartmalarda kullanılıyor.

Türkiye'nin en çok zeytin üretilen bölgesi Ayvalık ve civarı. 1920' de Rum sakinlerin göç edişiyle birlikte sönmeye başlayan zeytin yetiştiriciliği şimdi büyük zeytinyağı üreticilerinin desteğiyle canlanıyor.

Bizden bir öneri


Hazır aldığımız zeytini sade olarak bekletmek yerine bir kavanozun içine zeytinlerin arasına yerleştireceğiniz limon dilimleri ve zeytinyağı ile beraber koyarsanız, zeytinin 1 hafta içinde doyulmaz bir tada ulaştığını göreceksiniz.
Tarifi oku »